القمر
Kamer
Al-Qamar
Çevirmen: Diyanet İşleri
Dil: Türkçe
Kaynak: tanzil.net/trans
İlerlemeyi takip et!
Giriş yapBenim azabım ve uyarmam nasılmış? [21]
And olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur? [22]
Semud milleti uyaran peygamberleri yalanladı. [23]
"İçimizden bir insana mı uyacağız? O zaman biz sapıklık ve delilik etmiş oluruz. Kitap, aramızda, ona mı verilmiş? Hayır, o pek yalancı ve şımarığın biridir" dediler. [24]
"İçimizden bir insana mı uyacağız? O zaman biz sapıklık ve delilik etmiş oluruz. Kitap, aramızda, ona mı verilmiş? Hayır, o pek yalancı ve şımarığın biridir" dediler. [25]
Yarın, kimin pek yalancı ve şımarık olduğunu bileceklerdir. [26]
Doğrusu, onları denemek üzere dişi deveyi gönderen Biziz. Salih'e şöyle demiştik: "Onları gözetle ve sabret; [27]
Onlara, sıralarına göre suyun kendileriyle o deve aralarında pay edilmiş olunduğunu söyle." [28]
Ama bir arkadaşlarını çağırdılar, o da kılıcını alarak deveyi kesti. [29]
Benim azabım ve uyarmam nasılmış? [30]
Nitekim üzerlerine bir çığlık gönderdik de, ağılcıların kullandığı kurumuş ot gibi oldular. [31]
And olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur? [32]
Lut milleti uyaran peygamberleri yalanladı. [33]
Biz de üzerlerine taş yağdıran bir rüzgar gönderdik. Ancak, Lut'un taraftarlarını, katımızdan bir nimet olarak seher vakti kurtardık. Şükredene işte böyle mükafat veririz. [34]
Biz de üzerlerine taş yağdıran bir rüzgar gönderdik. Ancak, Lut'un taraftarlarını, katımızdan bir nimet olarak seher vakti kurtardık. Şükredene işte böyle mükafat veririz. [35]
Lut, and olsun ki, onları Bizim yakalamamızla uyarmıştı, ama onlar uyarmaları şüphe ile karşılayarak dinlemediler. [36]
And olsun ki, onlar Lut'un konukları olan melekleri elde etmeye kalkıştılar, bunun üzerine gözlerini kör ettik. "Azabımı ve uyarmalarımı dinlememenin sonucunu tadın" dedik. [37]
And olsun ki, sabah erken, önü alınmaz bir azap başlarına geldi. [38]
"Azabımı ve uyarmalarımı dinlememenin sonucunu tadın" dedik. [39]
And olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur? [40]